Alla turca"nın Batı müziğine etkisi ve Avusturya'ya müzik getirmek ..

Alla turca POSTA KUTUMA DÜŞENLER

Avusturya'ya müzik getirmek, Eskimo'ya buzdolabı ya da tereciye tere satmak gibi bir şeydir. Fakat müzik çalmak için çalgı gerekir; çalgı yapımı deyince de, akla öncelikle Avusturya gelmez. Oysa daha on yedinci yüzyılda Viyana'da çok tanınmış lavta ve keman yapımcıları vardı. Yaptıkları sazların kalitesi için şu kadarını söylemek yeter ki, sahtekârlar bunlara İtalyan ustalarının damgalarını vurup, uluslararası piyasada çok yüksek koleksiyoncu fiyatlarıyla satabiliyorlardı. Ayrıca, tahtadan nefesli sazlar üretiminin de bir geleneği vardı; bunlarsız, Viyana orkestralarının o taklit edilemeyen sesi düşünülemez bile.

Bütün bunlar doğru olmakla birlikte, hemen her çalgının gerçek kökeni Doğu'dur. Avrupa'ya ve Batı dünyasına müzik yaratıları için 'araçlar' sağlayanın, Doğu ile Batı arasındaki savaşçı ilişkiler olduğu da trajik bir olgudur.

Aşağı yukarı İ.S. 800 yılı dolaylarında, İberya Yarımadasını fethetmeleriyle, Avrupa'ya ilk obua benzeri üfleme sazlarını getiren Araplardı. Avrupalı Haçlılar bu süreci bir başka biçimde yinelemişler, Orta Doğu'da ele geçirdikleri sazları vatanlarına 'ithal' etmişlerdir. Örneğin, lavta (Lut-ud) adı, Arapça tahta demek olan al'üd' tan gelir.

1683 yılındaki başarısız Viyana kuşatmasından sonra, Türk askerleri aceleyle geri çekilirlerken, yeniçeri bandoları, İmparatorluk askerlerinin eline geçmiştir. O zaman tümüyle bilinmedik araçlar olan bu sazlardan kimileri, şimdi çağdaş orkestraların geleneksel öğeleri sayılmaktadır.

Ele geçirilen bu bandoların egzotik sesi, onları işitenlerde güçlü bir izlenim bırakıyordu. Doğu flütünün (nısfiyye) keskin tonlarından başka, birçok vurmalı sazlar da tümüyle yeniydi. Atkuyruklarıyla süslenmiş 'Türk hilali' ya da 'çıngıraklı asa' (Çevğan) örneğin, kıta Avrupası'nın askeri bandolarında, özellikle de Alman ordularında olağan bir araç haline gelmiştir. Kenarları çam ağacından yapılmış olan çerçevesine bir sürü küçük çıngıraklar asılan bu çalgı, geçit sırasında bandonun önünde taşınır. Viyana'da hala sesini anlatan “Tschinellen” adının verildiği ziller de kısa zamanda öylesine yaygınlaşmışlardır ki, Viyana'daki çalgı yapımcıları, bütün Avrupa'dan yağan siparişleri karşılamak için bunların üretimine girişmişlerdir. Aynı şekilde, o zamana değin bilinmeyen bas davul da -tıpkı üçgen ve tef gibi- Batı orkestralarına girmiştir.

Bütün bu sazlarla, "alla turca' müzik moda olmuş, dönemin en önemli yerli çalgısı olan piyanoya bile, bas davul, üçgen ve zillerin eşlik edebilmesi için ek pedallar takılmıştır.

1784'de Leopold Mozart kızına yazdığı bir mektupta, yolculuk giderlerini 'Türk müziği' ile karşılayan bir Karmelit rahibinden söz etmektedir: "elleriyle Kitharra çalıyor, ağzıyla üflüyor, sağ ayağıyla Türk davuluna ve zillere vuruyor, sol ayağıyla Rutenschlage'yi ve aynı zamanda üçgeni dövüyor. Sonra değiştirip ayaklarıyla çelik Gelachter'e vuruyor, zaman zaman da bir tüpün yardımıyla Orman kornasını ve Basonu üflüyor..."

Mozart'ın Kitharra dediği, her halde Türk Kanunu’dur. 'Stile Ruterıschlage'de bas davula alttan vururdu; çelik Gelachter ise 'Türk hilali'nde kullanılana benzeyen bir vurmalı sazdı, sonradan Mozart'ın "Sihirli Flüt" operasındaki 'Papageno çanları' olmuştur.

Bununla hemen hemen zamanın 'music alla turca'sının doruğuna ulaşmış bulunuyoruz; yani, Viyana kuşatmasından yüzyıl kadar sonra, 1781'de ilk temsili yapılan, Wolfgang Amadeus Mozart'ın sevilen "Il Seraglio" (Saraydan Kız Kaçırma) operasına. Fakat ondan önce de, İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya'da bu tür müzik yazan birçok besteci vardı, hatta Mozart'ın kendisi de 'music alla turca' bestelemişti.

İlk 'çağdaş' Türk konulu opera, Viyana'nın kurtuluşundan yalnızca üç yıl sonra Hamburg'ta oynanan Johann Wolfgang Franck'ın "Kara Mustafa"sıdır. Müzikteki diğer Türk motifleri önceleri Avrupa'dan gelmemiş, Fransa ve İtalya'da görülmüştür; bunun nedeni, savaş ve yıkımın yarattığı şokun geçmesi için Avusturya'ya uzun bir zaman gerekmesiydi.

Fakat  yıllar geçtikçe, Masonluğun da etkisiyle, besteciliğe gitgide daha çok uzlaşma havası girmiş ve kötü yürekli, hain müftüler imgesinin yerini yüce gönüllü sultanlar almıştır. Böylece, Osmanlı ordularının yapamadığını 'alla turca' müzik yapmış, Avrupa kıtasını fethetmiştir.

 

Gerhard Stradner / Tarih ve Toplum Dergisi Sayı 1 - Ocak 1984 - Sayfa 47. ve 70

En Son Yazılar

Müziğin Alegorisi

Müziğin Alegorisi

Baş figür kadının kucağında ise antik bir santur var. Üzerinde ay şeklinde tınlaşım delikleri ve rozet resmedilmiş.

Tarihte Bilinen İlk Ninni

Tarihte Bilinen İlk Ninni

Bundan tam 5.000 yıl önce var olan Sümerler, yazılarıyla, şiirleriyle, örf ve âdetleriyle, danslarıyla, dünyayı algılamalarıyla, kanunlarıyla, mimarileriyle tarihe damga atmışlardır.

Türkiye'nin En Büyük Müzik Müzesi

Türkiye'nin En Büyük Müzik Müzesi

Afyonkarahisarlı yerel sanatçı Ömer Yarşi’nin bağışlarının yanı sıra Kütahya’nın halk ozanlarından Hisarlı Ahmet’in sazları da oğlu TRT Sanatçısı Mustafa Hisarlı tarafından müzeye bağışlandı.

Dünyanın En Eski Müzik Enstrümanı

Dünyanın En Eski Müzik Enstrümanı

Araştırmacılara göre, mağaradaki kalıntılar, modern insanların Tuna nehrinin üst kısımlarına aşırı soğuklardan önce, yani 39,000-40,000 yılları arasında gelmiş olabileceğini gösteriyor.

Müzisyen Çocuk Melek

Müzisyen Çocuk Melek

Bu masum, nur yüzlü meleğin sessizlik içerisinde çaldığı enstrüman. Biraz merak ile birazda hüzün var vücut dilinde. Çaldığı enstrüman ise bir lavta (İngilizcesi lute / Fransızcası ise luth).

ASTRO-ATLANTIC HYPNOTICA FROM THE CAPE VERDE ISLANDS

ASTRO-ATLANTIC HYPNOTICA FROM THE CAPE VERDE ISLANDS

In 1980, a young aspiring footballer, Narciso “Tchiss” Lopes, emigrated from the Cape Verde Islands to Portugal.

Günümüz Türk Popüler Müziği Üzerine

Günümüz Türk Popüler Müziği Üzerine

Geçen gün adı önemli olmayan bir Türkçe müzik yayın yapan kanalı uzun bir süre izledim. Zaman geçtikçe hayretim kat kat arttı. Karşıma çıkan her parça sanki aynı fabrikadan çıkan seri üretimdi, aynı yapı, aynı sunum, aynı basmakalıplık, benzer kimya ve karbon kâğıt.

Nijerya’dan Müziğin Altın Dönemi

Nijerya’dan Müziğin Altın Dönemi

Geçtiğimiz aylarda raflarda yerini alan “Nigeria Special: Modern Highlife, Afro Sounds & Nigerian Blues 1970-6” adlı çalışma 1970-6 yılları arasında (ülkenin müziksel olarak doruk dönemi) Afro-beat, Afro-blues tarzına giren Nijeryalı grupların müziğini toparlayan bir çalışma.

Tuva Müziği ve Kaylama

Tuva Müziği ve Kaylama

Genel kabul gören yaklaşıma göre, çok perdeli ses üretiminin temelinde insanın doğadaki sesleri taklit etmesi yatmaktadır. Esen rüzgârın, öten kuşların, hırlayan hayvanların ya da köpüklenerek akıp giden bir ırmağın sesinde, az ya da çok yan sesler mevcuttur.

Bizans Resimleyicisi

Bizans Resimleyicisi

Her şehirde yaşanır, insan var olmak üzere vardır, ancak İstanbul bir başka. Konstantinopolis ise bir efsane, masal içinde bir epik roman. İçine daldıkça sizi sarmalayan, girdiğiniz bir sokakta kafa kaldırtıp, detaylara daldıran, nefes nefes bırakan bir dehlizdir. Onun için severim şehrimi tüm olums

Dr. Shinichi Suzuki

Dr. Shinichi Suzuki

1930’ların başlarında hayata geçen Suzuki metodu ve eğitim bilimi ilk andan itibaren yanlış anlaşıldı. Yirmi yaşlarının çoğunluğunu Berlin’de geçirdikten sonra Tokyo’ya dönen Suzuki bir anda kendisine karşı yoğun bir ilgi olduğunu fark etti.

TaKiDum

TaKiDum

Playing exciting improvisations, the trio takes listeners on a journey of feeling alive, touching souls and activating all senses. The music created enables the listeners being part of the music immediately and start contributing spontaneously in live performances.

Ktesibilos

Ktesibilos

Bir berber çırağı olan Ktesibilos, içerisinde kâşif ruhu ile fizik ve mühendisliğe merak saldı. Bunun sonucu olarak da dünya tarihinde bilinen ilk klavyeli çalgı aletini keşfetmiş oldu.

Logogenik ve Pathogenik Müzik

Logogenik ve Pathogenik Müzik

Bir parçanın tek başına gerçeği yansıtması pek mümkün değil. Ancak o parçanın varlığı birebir insanın varlığının kanıtıdır. Bu bağlamda Aristoteles’in dediği gibi, “Duyguların dile getirilmesi yolunda hiçbir şeyin bir şarkı kadar etkili olması mümkün değildir.”

Afro Celt Sound System

Afro Celt Sound System

A supergroup whose line-up expanded and evolved around four core members (Simon Emmerson, James McNally, Iarla O’Lionaird, Martin Russell), the Afro Celt’s pan-global sound redefined dance music and stumped music critics. They remain defiantly, enigmatically uncategorisable.

Bir Müzik Simyacısı: Rabih Abou-Khalil

Bir Müzik Simyacısı: Rabih Abou-Khalil

Lübnan doğumlu Rabih Abou-Khalil’in müziğinde geleneksel Arap ezgileri, caz doğaçlamaları ve Avrupa klasik teknikleri ile birleştiriliyor. Utçu ve besteci Rabih Abou-Khalil her zaman köklerinin uzandığı Arap müziğinin atmosferi ile günümüzün küresel ezgileri

Yolun hasret ve aşkla açık olsun

Yolun hasret ve aşkla açık olsun

Bueno Vista Social Club öncesi İbrahim Ferrer’in kuvvetli Santiago şivesinden dolayı, romantik Küba ezgileri olarak sınıflandırılan Bolero tarzında şarkı söyleyemeyeceği şeklinde kapılar her zaman yüzüne çarpıldı.

Elekronik Müziğin Sihirbazı

Elekronik Müziğin Sihirbazı

Ancak asıl elektronik müziğin çehresini sonsuza kadar değiştirecek kişi bundan 40 yıl önce geldi. Adı Dr. Roger (Bob) A. Moog (“Moog” soyadı Mo-oug olarak telaffuz ediliyor, Mu-ug olarak değil) olan bu kişi Theremin’e olan özel ilgisinden dolayı yaptığı araştırmalar sonucu