Blues’un DNA’sı: Ali İbrahim “Farka” Touré

Blues’un DNA’sı: Ali İbrahim “Farka” Touré KARALAMALAR

Teoride Afrika müziğinin Batılılar tarafından sevilmemesi için birkaç tane iyi neden var. İlk olarak Batılılar için armoni çok önemlidir, sonra bunu görsellik takip eder. Ancak Afrika müziğinde armoni ve görsellik arka plandadır, daha çok müziğin ruhuna önem verilir. Böyle bir durumda, Afrika ve Batı müziği arasında füzyon oluşturmaya çalışan sanatçıların karşısında bariz bir önyargı vardır. Fakat son yıllarda söz konusu önyargı birkaç Afrikalı müzisyen tarafından yıkılmıştır. Bu etkileşimin başını geçtiğimiz Mart ayında hayata gözlerini yuman, namı değer “Nehrin blues” adamı Ali İbrahim Touré çekmiştir. Ülkemizde pek fazla bilinmeyen veya belki kulaktan dolma bilgilerle tanıdığımız bu sanatçıyı biraz tanıyalım.

Ali İbrahim Touré, İkinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü 1939 yılında Mali’nin Timbutku bölgesinin ücra bir köyünde Sorhai’li, on çocuklu, bir ailenin en ufak çocuğu olarak dünyaya geldi. Ne yazık ki diğer dokuz çocuk bebeklikten öteye geçemedi ve aralarında hayatta kalan sadece kendisi oldu. Hayata olan bu bağlılığı, inatçılık ve azim olarak gören aile lideri, Ali İbrahim Touré’ye “eşek” anlamına gelen “Farka” lakabını taktı.  Asil bir aileye doğan Ali “Farka” Touré (AFT) Mali kültürüne göre müzik ile uğraşamazdı. Müzik ile sadece profesyonel müzisyen ailenin üyeleri uğraşabilirdi. Ancak lakabına uygun olarak tam bir “inatçı eşek” olan sanatçı, on yaşında merak sardığı gitar sayesinde müziğe bulaştı. Gelenekselliğe inanan ailesi tarafından dışlanan sanatçı, bunu pek umursamayıp ruhunun aç olduğu yönde ilerlemeye karar verdi.

Genç yaşta ruhlar ile iletişim kurabildiğine inanan AFT, bundan dolayı dinleyenlerin ruhunu çıkarttığına inanılan “gurkel” (tek telli Afrika gitarı) enstrümanına yönlendi. Daha sonra Njarka (tek telli viyolin) enstrümanı üzerine ustalaşan sanatçı, on yedi yaşında izlediği o dönemin büyük gitaristi Gineli Keita Fodeba sayesinde bir anda gitara kaydı. Kendi kendini eğiten sanatçı gurkel üzerinde çaldığı stilleri gitar üstünde uygulamaya başladı ve bambaşka bir “blues” stili ortaya çıkarttı. 1960’larda Mali’nin başkenti Bamako’ya gelen Ray Charles, Otis Redding ve en önemlisi John Lee Hooker gibi uluslar arası sanatçıları dinleme fırsatına sahip olan AFT, Afrika-Amerika müziği ile tanıştı. Müziğini bir kuvvet, başkaldırı olarak sahneye taşıyabilen ve sahneyi tek bir başına dolduran John Lee Hooker, özellikle AFT’yi derinden etkiledi.

1970’lerde bağımsızlığını kazanan Mali devleti yerel müzik gruplarına destek vermeye başladı. Böylece ülke tanıtımına sağlamış oldu. Bu grupların arasında AFT’nin bulunduğu “Troupe 117”’de vardı. AFT bu grup ile birlikte dünyanın en önemli kentlerinde konserler verdi ve farklı müzik akımlarına kanallarını açtı. Grubun dağılması ile birlikte kendi başına yola devam eden sanatçı, özellikle Mali’nin çok zengin on dilli kültüründen uyarladığı geleneksel ve ritim dolu besteleri ile Batı Afrika’da kendisine sağlam bir kariyer elde etti. Aynı zamanda ses mühendisliği yapan sanatçıya, Batı dünyasında gittikçe bir ilgi artışı olmaya başladı.

İlk albümünü “Ali Touré Farka” 1976 yılında Fransız bir müzik şirketi ile çıkarttı. Bu şirket ile sonra birkaç albüm daha çıkartan sanatçı, bulunduğu ülkelerde ve çevresindeki insanların aşırı sömürücü yapısını gördükçe kendisine karşı ilgi ne olursa olsun bu ilgiye karşı çok duyarsız kaldı çünkü o samimiyete ve saflığına inanan bir yapıya sahipti. Böylece, diğer Malili sanatçılar gibi farklı Batı kentlerine yerleşmenin aksine AFT, Niafunké adlı kasabasına yerleşmeye karar verdi. Onun için çiftçilik müzik kadar önemliydi.  Zaten nerdeyse verdiği her röportajda dediği gibi o kendisini bir müzisyenden öte bir “çiftçi” olarak görüyordu. Kendi kasabasında, güvende olduğu insanlar ve alışkın olduğu ortamda müzik yapan bir çiftçi. Kazandığı maddi gelir ile köyünde bir çiftlik kurdu ve müziğe olan tutkusunu aynı şekilde toprağa aktardı. Bir vadinin müziğe ilham olacağı, müziğinin toprağına işleyeceği, sakin ve sessiz bir yerleşime ihtiyacı vardı. Bir taraftan da, müziğini genellikle sanattan öte bir eğlence unsuru olarak gören Batı’dan uzak olmak istedi, onlardan yaptığı müziği anlamalarını beklemedi ve bir uğraş sarf etmedi. Ancak AFT köyüne ne kadar sığındıysa, Batı dünyası ona bir o kadar ilgi göstermeye başladı.

1987 yılında dünya müzik piyasasında sofistike bir yere sahip olan World Circuit, (www.worldcircuit.co.uk) AFT’nin kendi adını taşıyan albümünü ilk defa Afrika dışında bastı. 1990 yılında bunu “The River”, ve üç sene sonra Nitin Sawhney ve Taj Mahal’ın da konuk oldukları “The Source” adlı albümü takip etti. Geleneksel Mali müziğini (Çağdaş Kuzey Afrika Blues’un ana damarı olarak da gösterilebilir), Kuzey Amerika ve Britanya Blues temaları ile harmanlayan sanatçı, zarif parçaları sert ve haşin gitar tınıları ile, yavaş ve istediği şekilde saygı görmeye başladı. Sonra 1994 yılında, Los Angeles’ta Amerikalı gitar üstadı Ry Cooder ile en popüler albümü “Talking Timbutku”yu kaydetti. AFT bu albümde “çöl blues” tarzını rock temaları ile harmanladı. Albüm inanılmaz olumlu kritiklerle karşılandı, Grammy ödülü kazandı ve AFT’yi bir anda dünya medyasının önüne koydu. Dünya, geç keşfettiği bu Afrikalı sanatçıdan daha fazla eser bekledi. Ancak sanatçı tüm bu ilgi karşısında kendi kabuğuna çekildi, Mali’deki pirinç tarlalarını terk etmeye hiç niyeti yoktu.

Çiftliğinden çok zor ayrılan sanatçının bu tavrına karşılık 1999 yılında World Circuit’tan yapımcı Nick Gold, Niafunké’ye gitti. Orada, tam çiftliğin içinde Gold, AFT için jeneratörlerle çalışan mobilize bir stüdyo kurdurdu. Böylece sanatçı sabah çiftçi olup, akşamları da herkesin aşk ile bağlandığı müzisyen kimliğine büründü. Bunun sonucu olarak 1999 yılında Afrika melodileri ve ritimlerinin ağırlıkta olduğu “Niafunké” adlı albüm piyasaya çıktı. Bu, o zamana kadar AFT’nin en başarılı çalışması oldu. Sonra sanatçı çok uzun bir sessizliğe girdi. Bu dönemde World Circuit,  “Radio Mali” ve “ Red & Green” adları altında AFT’nin 1975-1988 tarihleri arasında çıkartmış olduğu albümleri tekrar yayınladı. Sanatçı bu arada 2004 yılında köyünün belediye başkanı oldu ve müziğinden kazandığı tüm parayı kanalizasyon, jeneratör ve yeni yollar için harcadı.

Bu uzun sessizlik sonrası sanatçı 2005 yılında Mali’nin en usta Kora (21 Telli Arp) çalgıcısı Toumani Diabaté ile başkent Bamako’da “In The Heart Of The Moon” adlı albümü kaydetti. Albümü, bir otel odasına kurulan seyyar stüdyoda ağırlıkta doğaçlama olarak tek bir kayıtla tamamlandı. Sadece bir parça tekrar kaydedilmek zorunda kalındı çünkü dışarıda yağmur fırtınası başlamıştı ve seyyar stüdyo bunun kayıt dışı bırakacak kadar teferruatlı değildi. Bu albümde AFT ve Toumani Diabaté’ye piyano ve gitarda Ry Cooder, basta Sekou Kante ve Cachaito Lopez, vurmalı çalgılarda Joachim Cooder ve Olalekan Babalola katkıda bulundu. “In The Heart Of The Moon”, sanatçıya ikinci Grammy ödülünü kazandırdı. Aynı yıl AFT Avrupa’da bir seri konser verdi ve onu sahnede görmek isteyen hayranlarının açlığını giderdi. Bu zincir konserler esnasında sanatçı kemik kanseri olduğunu öğrendi.

Öleceği kesinleşen sanatçı kendisine yakışır şekilde veda etmek üzere en son albümünü hiç ara vermeden kaydetmeye koyuldu ve böylece ölüme karşı yarış başladı. Şansımıza “Savane” adlı albüm AFT’nin ölümünden birkaç hafta önce tamamlandı ve geçtiğimiz haziran ayında World Circuit etiketi ile yayınlandı. “Savane” sanatçının kaydettiği en geleneksel albüm ve tek kelime ile yöresel akustik bir blues şöleni. Duyabileceğiniz en saf ve derin blues temalarını içeren albüm resmen, müziğin ana damarının aktığı bilinmez bir ülkeye açılan kapı gibi. Kesinlikle sanatçının başyapıtı ancak ne yazık ki kendisi son halini dinleyecek kadar yaşamadı.

67 yaşında hayata gözlerini yuman Afrika’nın bu en olağanüstü sanatçısı, artık geride bıraktığı albümler ile müzik setimize konuk olacak. Onun müziğini bilenler onu tekrar iç çekerek anımsayacaklar, bilmeyenler veya yeni tanıyanlar ise bambaşka dünyaya yol almanın heyecanını duyumsayacaklar…

Discography
1976 - Ali Toure Farka (Sonafric)
1976 - Special Biennale du Mali (Sonafric)
1978 - Biennale (Sonafric)
1979 - Ali Toure Farka (Sonafric)
1980 - Ali Toure dit Farka (Sonafric)
1984 - Ali Farka Toure (Red) (Sonodisc/Esperance)
1988 - Ali Farka Toure (Green) (Sonodisc/Esperance)
1989 - Ali Farka Touré (World Circuit)
1990 - African Blues (Shanachie)
1990 - The River (World Circuit)
1993 - The Source (World Circuit)
1994 - Talking Timbuktu (World Circuit) (Ry Cooder ile birlikte)
1996 - Radio Mali (World Circuit) (1975-1980 arasındaki albümlerin yeniden basımı)
1999 - Niafunké (World Circuit)
2004 - Red&Green (World Circuit) (1984-1988 arasındaki albümlerin yeniden basımı)
2005 - In the Heart of the Moon (World Circuit) (Toumani Diabaté ile birlikte)
2006 - Savane (World Circuit)

Bu içerik 09-07-2018 tarihinde eklenmiştir. / This content has been added on 09-07-2018

En Son Yazılar

Lahmacun Western Movies

Lahmacun Western Movies

Turkey being creative on its own terms had to do something. They created Lahmacun Western, basically classifying it as Turkish. It had all the themes, the philosophy, the scenario etc. It was just Turkish Cowboys on their horses.

History Of Package Tours

History Of Package Tours

1872 Cook embarks on a 222-day tour to Egypt – via the USA, Japan, China, Singapore and India. The journey covers more than 25,000 miles and costs 200 guineas (£210)

Love To Death

Love To Death

With the dramatic demand of “likes”; “selfies”; “been there” culture this uncontrollable waves of travellers will have a huge impact on the sustainability of such valuable sites. Let’s not forget, all these unique destinations are not curated to handle such population.

Las Cafeteras

Las Cafeteras

Over the past decade, Las Cafeteras have demonstrated that in art as in life, borders are meant to be crossed.

Aziza Mustafa Zadeh

Aziza Mustafa Zadeh

Zamanımızın en saygı gören piyanistlerinden biri olan Aziza Mustafa Zadeh, sürdürülebilir mükemmel üretimlerine devam ediyor.

Tarek Yamani - Peninsular

Tarek Yamani - Peninsular

The music of the Khaleej (a common term used to describe the Arabian Gulf) is famous for its laid-back feel and distinguished sense of swing, which is a trait not found in the music of the rest of the Middle East.

TANZANIA ALBINISM COLLECTIVE

TANZANIA ALBINISM COLLECTIVE

In 2016, producer Ian Brennan travelled to Ukerewe, the largest inland island in Africa, which can only be reached by an overpacked four-hour ferry ride.

Thomas Köner ve Novaya Zemlya

Thomas Köner ve Novaya Zemlya

Thomas Köner işte böyle bir müzik adamı. Pek çok müzisyenden daha eski ve uzun süreden beri istikrarlı bir biçimde varlığını sürdüren bir müzik adamı. Ağustos ayında 11. albümü “Novaya Zemlya” ile tekrar tüylerimizi diken diken etti.

Gabriel Prokofiev: Cello Multitracks

Gabriel Prokofiev: Cello Multitracks

Albümün adı “Cello Multitracks” ve İngiliz müzik firması Nonclassical’dan çıkan 13 parçalık bir müzik şöleni. Kulakları açık olanları hemen kavrayacak ve heyecan yaratacak niteliklere sahip.

Food – Mercurial Balm

Food – Mercurial Balm

Ritimlerden oluşan doku, usta müzisyenlerin elinde olgun bir kıvama getiriliyor. Müzikteki dinamizm var olan her parçanın üzerinde bir dalga gibi süzülüyor, mevcut perküsyon vuruşları ise usul ve tarz arasındaki ince çizgiyi sınırlayıp grubun yaratıcılığını

The Bad Plus – Made Possible

The Bad Plus – Made Possible

Üçlünün yeni albümün adı “Made Possible” yani mümkün kılmak. Albümün adından da anlaşılacağı üzere The Bad Plus’tan uzun zamandan beri beklenen kendilerine özgü, kendi bestelerinden oluşan bir albüm var karşımızda.

Yaron Herman – Alter Ego

Yaron Herman – Alter Ego

“Alter Ego” çalışmasında Yaron Herman piyano üçlüsü kurgusundan uzaklaşıyor ve daha kalabalık bir ekip olarak ilk defa müzik yapıyor. Ağırlıkta Parisli müzisyenlerden oluşan bu yeni ekip ağırlıkta nefeslilerden oluşuyor.

Turkish Folk Music Idol Özay Gönlüm

Turkish Folk Music Idol Özay Gönlüm

Özay Gönlüm was from Denizli because of his father. He was born in 1940 in Erzincan where his father was in the military at that time. He started music in young ages when he was playing the harmonica and then he started to play the violin in secondary school.

Omar Faruk Tekbilek - Love Is My Religion

Omar Faruk Tekbilek - Love Is My Religion

Omar Faruk was a musical prodigy. He was born in Adana, Turkey to a musical family who nurtured his precocious talents. At the age of eight, he began his musical career by developing proficiency on the kaval, a small diatonic flute.

Blue Maqams Anouar Brahem

Blue Maqams Anouar Brahem

Three brilliant improvisers join him in this album, recorded in New York in May 2017. For Brahem and Dave Holland the album marks a reunion: they first collaborated 20 years ago on the very widely-acclaimed Thimar album.

Dünün Geleceği Bugün, Bugünün geleceği yarın

Dünün Geleceği Bugün, Bugünün geleceği yarın

Özellikle günümüzde şimşek hızı ile atılımlarda bulunan fiyakalı teknolojinin getirdiği gelecek bir muamma olarak karşılanmaya başlandı. Bazıları heyecanla beklerken bazıları kıyamet elçisinin geldiğini varsayarak köşelerine sindi

Fail Play

Fail Play

It should have wide appeal among all those with ears that are drawn to the cracks between genres, or to the overarching pure music that transcends those genres.

Gaye Su Akyol: Istikrarlı Hayal Hakikattir

Gaye Su Akyol: Istikrarlı Hayal Hakikattir

Growing up in cosmopolitan Istanbul listening to Anatolian music icon Selda Bağcan and Kurt Cobain in equal measure, Akyol skipped right over the tired Oriental/Occidental paradigmatic clichés. Gaye’s music was global in concept and local in spirit and nuance right from the very beginning.