Son yirmi yıldan beri, sessizce dikkat çekmeye başlayan en eksi ama bazılarımız için yeni olan “Dünya Müziği” türü gündemde. Doğu ve Batı arasında bir müzik köprüsü olan Türkiye’de ne yazık ki diğer ülkelere kıyasla bu tür müziğe daha yeni yeni açılıyor. Peki, son zamanlarda herkesin ilgi ile takip etmeye çalıştığı “Dünya Müziği” nedir? Aramızda mutlaka bu konuda hepimizi cebinden çıkartan müzik severler vardır ancak bu türü yeni duyanlar ve/veya hiç bilmeyenler için bir ön giriş yapmak gerekir.
Adı üstüne “Dünya Müziği” isimlerini belki ilk defa duyduğumuz ülkelerdeki sanatçıların konuşmaya çalıştığı aynı müzik kavramının genel kategorisidir. Bu sanatçıların hepsi farklı dil, ırk, din ve ülkeden gelmesine rağmen amacı tüm dünya insanlarının ortak olarak anlaştığı ve kültürlerini paylaştığı bir müziği icra etmektir. Genel müzik akımlarının (rock, pop, elektronik, caz, R&B vs) haricinde her ülkede arka planda kalmış müzik çeşniliğini ön plana çıkartan en temel müzik türüdür. Klişe kalıplaşmalardan uzak, geniş bir müzik yelpazesine haiz, müzik endüstrisine görülmemiş yeni bir akımdır. Bu akımda önemli olan müzik aşkıdır ve onu başarılı bir biçimde sunmaktır. Bu türde ne süper yıldız dediğimiz türden kişiler, ne tonlarca akan para ne de yapaylık görebilirsiniz. İnanılması güç ama daha bozulmamış bir oluşum.
Bugüne kadar Türkiye’de dönem dönem “Dünya Müziği” kavramını ön plana çıkartan birçok başarılı ve kaliteli konserler / organizasyonlar yapıldı. Ancak bu uğraşlar nedense bu tür müziği yeterince tanıtmak ve temsil etmek için yeterli sürekliliği ve istikrarı sağlayamadı. Bunun en büyük nedenlerinden biri beklide genel müzik akımlarına kapılmış etrafımıza bakmadan bir kör gibi akmamızdan veya algılama duyularımızı yeniliklere kapatmış olmamızdan dolayı. Hatta aramızda belli bir kesim var ki “Dünya Müziği” oluşumunu günümüz modasına uymayan ilkel bir akım olarak algılamakta. Bangır bangır tüm dünyada patlayan “Dünya Müziği” festivalleri, modern müzik sanatçılarının “Dünya Müziği” sanatçıları ile çalışmak için yarışmaları, ardı ardına liste başlarına oturan “Dünya Müziği” albümleri bu tarz görüşleri yavaş yavaş yok etmektedir. Şunu söylemek çokta iddialı olmaz zannedersem: yakın gelecekte “Dünya Müziği” türü müzik piyasasına ciddi bir damga vuracaktır.
Ülkemizde bizler gibi bu tarza gönül veren kuruluşlar var. Hatta daha ileri gidip Türkiye’nin “ilk” dünya müziği festivali ni gerçekleştirecekler. 1999 yılında oluşan Shaman World Music Production bu festivale gönül koymuş ve ülkemizde bir “dünya müziği platformu” yaratmak için yola çıkmış. Amaçları “Dünya Müziği” adına yapılmış ve yapılmakta olan her şeye, her boyutuyla ulaşılabilmeyi sağlayacak zemini oluşturmak. Şimdilik sadece bir günlük olacak olan festival 4 Mart 2006 Cumartesi günü Darphane-i Amire Binaları’nda (daha uygun bir mekân düşünemiyorum) gerçekleşecek. 1250 müzik sever ile sınırlı kalınacak olan bu etkinlik Senegal Fahri Konsolosluğu tarafından desteklenmekte. Seminer (17.00–18.30) / Ana Performans (23.00–00.30) / DJ Set (00.30–02.30) şeklinde 3 ana bölümden oluşacak olan festivalin biletleri çok yakında Ticcketturk’te satışa çıkacaktır. Bir ilk için oldukça detaylı olan festival, en karma kültürlerin kesiştiği İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde gerçekleştiriliyor olması “Dünya Müziği” konseptine ayrı bir bütünlük kazandırmaktadır.
Çok fazla olmasa bile gün geçtikçe “Dünya Müziği” tarzına giren kendi sanatçılarımızda müziklerini gün ışığını çıkartabilmekte. Eskiden kapıların açılmamak üzere kapandığı bu müzik türüne artık müzik firmaları da ılımlı (ama hala temkinli) yaklaşmaktadır. Ancak burada belirtmeden geçemeyeceğim Kalan Müzik firması vardır ki o bu yola kendini adamıştır ve öncü olmuştur. Böyle güzel gelişmeler sayesinde ülkemizde “Dünya Müziği” kulvarında hak ettiği yeri alacaktır.
Peki, bu ilk “Dünya Müziği” festivalimizde hangi ağır topu misafir edeceğiz? Mbalax olarak bilinen karmaşık Senegal dans müziğinin dünyadaki tek uluslar arası temsilcisi olan Cheikh N’Digel Lô (kısaca Cheikh Lô ) konuğumuz olacak. Salsa, rumba, folk ve caz unsurlarını Mbalax ile harmanlayan sanatçı bulaşıcı bir etnik-popüler müzik akımı yaratmış. Mbalax müziğini batıya taşımaya çalışan ilk sanatçılardan birisi Youssou N’Dour idi ancak bu hedefinde başarısız oldu çünkü aslında keskin ve haşin olan bu müziği alışkın olmayan kulaklar için yontamadı. Ancak Cheikh Lô akustik gitarı, tama (halk dilinde “konuşan davul” olarak biliniyor) ritimleri, sınırsız tanımayan bas tınıları ve olgun vokalleri ile bu asi müziği sakinleştirip batılı kulaklarının algılayabileceği yumuşaklığa getirdi. Ve bunun sayesinde kimsenin keşfedemediği Mbalax sınırlarına sokulup kendine haz bir tür yarattı. Bu adını beklide ilk defa duyduğunuz müzik kâşifini isterseniz bir paragrafta tanımaya çalışalım.
Senegal ve Mali’nin sınırında bulunan Bobo-Dioulasso (dedim hayatımızda hiç duymadığımız yerler diye) kasabasında dünyaya gelen sanatçı Bambara (etnik bir batı Afrika dili), Wolof (Senegal’e ait yöresel dil), ve Fransız’ca öğrenerek büyümüş. Delikanlı yıllarında her sanatçının tarih sayfalarında olduğu gibi müzik ile büyülenen Cheikh Lô kendi kendine gitar ve davul çalmayı öğrenmiş. 1976 tarihinde Orchestra Volta Jazz adlı yerel bir grupta perküsyoncu olarak ilk resmi müzisyen kariyerine başlayan sanatçı dört yıl boyunca bu ekibin bir parçası olmuş. Senegal’in başkenti Dakar’a taşınan sanatçı müziğe olan tutkusu ile hızlı bir şekilde şehrin müzik akımına entegre olmuş. 1985 yılında Fransa’ya göç edene kadar sayısız grup ve sanatçılar ile çalışan Cheikh Lô bu süre içerisinde müzik yeteneğini geliştirmiş. 1990 yılında ilk albümü “ Doxandeme” (Göçmenler) sadece kaset formatında basılmış, Dakar’da (Senegal’in başkenti) verilen “yeni yetenek” ödülü almasına rağmen Cheikh Lô sanatsal ve müziksel yönden albümünden memnun kalmamış. Daha iyisini yapabileceğine inanan sanatçı azimle yeni albümü için çalışmaya başlamış. Ancak yeni albüm, “ Ne La Thiass” (Hızla Gitmek) Youssou N’Dour prodüktörlüğünde piyasaya çıkması altı yıl sürmüş. Üst üste gelen konserler, festivaller ve ödüller sayesinde Cheikh Lô adını mümkün olan her yere yazdırmayı başarmış. Nick Gold ve Youssou N’Dour ‘un paylaştıkları prodüktörlük koltuğu ile 2000 yılında “Bambay Gueej” (Bamba, huzur okyanusu) albümü çıkmış.
Beş yıl sonra ise dördüncü albümü “Lamp Fall” piyasa çıktı ve “Dünya Müziği” listelerine direkt ikinci sıradan giriş yaptı. Diğer albümlerine kıyasla daha geniş, zengin bir müzik yelpazesine uzanan sanatçı bu defa caz, funk, reggae, Kongo ritimleri ile birleşimler yapmış ve ürettiği eser yoğunluğu ile oldukça kaliteli bir çalışma. Dinleyeni Senegal’in göbeğine oradan da Küba ve Brezilya’ya sürükleyen albüm, tek kelime ile bir dünya oluşumu. Her dinlenildiğinde farklı bir ses sentezi sunabilecek kapasitede olan albüm Cheikh Ô’ nun yerel müzikleri ile ne kadar pop türüne yakın olabileceğinin bir göstergesi. Albümün bir önemli özelliği de James Brown’un ritim lideri olan dünyaca ünlü saksafoncu Pee Wee Ellis ‘in çoğu parçalara katkıda bulunmuş olması. İnanılmaz zor ama sanatçının en son albümü Türkiye’ye Topkapı Müzik tarafından getirildi.
Senegal’in medarı iftiharı, dünya ritim sihirbazı Cheikh Lô ‘nun İstanbul’a ve özellikle “Dünya Müziği” festivali bünyesinde geliyor olması bizlerinde yavaş yavaş farklı kulvarlara açılmaya çalıştığımızın en büyük belirtisi. Müziğe aç olan ruhlar her zaman farklı olanı algılamak için tetiktedir ve bu kaçırılmaması gereken bir fırsattır. “Dünya Müziği” korkulacak bir tür asla değil aksine kucaklanacak bir tür, çünkü içinde her türü kusmadan barındırabilecek bir oluşum. İçine girdikçe tabaka tabaka açılan ve daha sonra bir o kadar farklı tabakaya uzanan dipsiz bir kuyu gibi. Tek önerim olabilir: keşfetmenin heyecanını duyumsayın.
Originally posted 2009-12-24 17:52:38. Republished by Blog Post Promoter
Benzer karalamalar:





