//
Şu an okumaktasınız...

KARALAMALAR

Editors: Arka Odadaki Grup

Yeni oluşmakta olan bir grubun genelde ilk işi, albüm yapabilecekleri bir müzik şirketinin dikkatini çekmektir. Tarihte, bunun için yıllarca uğraşan veya ilk gecelerinde piyangoyu vuran gruplar olmuştur. Ancak bazı gruplar için tarih farklı yazılmıştır. 2000 yılında The Pride olarak yola çıkan sonra Snowfield adını alan Birmingham’dan gelen Neo-post-punk dörtlüsü, The Editors için bu öykü biraz alışılmışın dışında. İlk yola çıktıklarından beri oldukça cazip teklifler alan grup bunları her fırsatta nazikçe geri çevirip arka sokaklardaki barlarda çalmaya devam etmiş. Amaçları öncelikle kendilerine bir arka sokak bar hayran kitlesi yaratıp, sonra sağlam adımlarla müzik şirketlerinin karşısına geçmek olmuş. Bu arayış içerisinde dikkat ettikleri bir başka konu ise yaratıcılıklarına minimal müdahale edilecek bir müzik şirketiymiş. Bunun içindir ki, hazır olduklarına inandıkları 2004 yılında, en uygun teklif ve koşullarla karşılarına çıkan bağımsız Kitchenware Records (bir zamanlar Prefab Sprout ‘un evi) ile imzalaşmışlar.

Vokal/gitar Tom Smith , gitar Chris Urbanowicz , bas Russell Leetch , ve bateri Ed Lay künyesine sahip olan The Editors , Ocak 2005 tarihinde ilk 45′likleri Bullets ‘i çıkarttı. Parçanın karanlık ve dramatik yönden Joy Division ve Echo & the Bunnymen gruplarına paralel olması, 45′liğin bir gün içinde yok satmasını sağladı. “İnsanlar kırılgan şeylerdir, bunu artık biliyor olmalısın / Onları neye maruz bıraktığına dikkat et / İnsanlar kırılgan şeylerdir, bunu artık biliyor olmalısın / Ancak sana konuşulduğunda konuş” nakaratlarıyla gelen Munich parçası aynı coşku ile karşılandı ve İngiltere listelerinde ilk 25′e kadar yükseldi. Asıl önemlisi Munich ‘in bar doldurabilecek kadar kuvvetli bir parça olması. Üçüncü 45′lik Blood, akkor enerjisi ile The Editors ‘u bir anda ana sahneye taşıdı. Grubun tarzını ve kişiliğini pekiştiren bu 45′lik, daha albümü çıkmamış olan bu arka sokaktan gelen dörtlünün bir anda tüm konserlerinin kapalı gişe satmasını sağladı. Bunun gerçekleşmesinde ne NME, ne Q dergileri ne de benzer klişe (alternatif akımı yerlerde süründüren) medyacıların en ufacık bir katkısı olmadı. Malum söz konusu medyacılar Bloc Party, Franz Ferdinand, Maximo Park, Kaiser Chiefs vs gibi grupları bir gecede şöhret yolunu açmıştır.

2005′in ortasında ilk albümleri The Back Room çıktığında, The Editors , sürekli kıyaslandıkları Bloc Party ve Interpol gibi nispeten yeni grup benzetmelerinden kurtulmuş, kendi kulvarında ilerleyen bir kişilik kazanmıştı. Özellikle Tom Smith ‘in Ian Curtis ‘e benzeyen sesi ve vurgulamaları, kursağında Joy Division kalan müzik severlerin dikkatini çekmeye yetti. The Back Room, geçmişe ait ürkütücü sıcaklığı ve depresyondan uzak yapısı ile ilk tınısında dinleyenin omzuna kolunu atıyor. Indie ses sentezini daha karanlık ve derin diyarlara sürükleyen dörtlü, dinleyenlere Britpop’tan uzak, özlenen aykırılığı tekrar yaşatma niyetinde. Melodramatik vokaller, dinamik minör gitar tınıları, klostrofobik akıcı bateri vuruşları ile The Editors kesinlikle alternatif müziğin liste başı olabilecek özelliklere sahip. Interpol’un ABD’de başlattığı akımın İngiltere versiyonu, hatta daha harbisi.

Sözsel olarak da bir şölen olan grup, sorunlu dünya görüşlerini öz, zengin ve merak ile şarkılarına yansıtmakta. Albümün en melodik parçası olan All Sparks’ daki “Zıplayan bir sigara gibi yanıyorsun / İhtiyacı olan kişilere fikirler veriyorsun,” gibi iç sorgusal sözlerden, Fingers in the Factory parçasındaki “Kırık kasaba üstünde güneş batarken/Ve fabrikalarda parmaklarım kanarken / Sen gecesin, o pis gece / Bizi kızdırıyorsun / Korkacak her şey ortada,” gibi ezici otoriteyi sorgulayan sözlere değinen The Editors , her melodide kalitesini sergiliyor. Fall parçasında ki “Gözlerim kapalıyken / Daha yakına bakabiliyorum / Her zaman hatırlayacağım / Görmek istiyorum / Görmek istiyorum / Bunu kendim görmek istiyorum” özgürlük haykırışından, Camera parçasındaki “Kameranın lensinden bize bak / Tüm acılarımızı siliyor mu? / Eğer kaçarsak, bizi arka odada ararlar / Tüm duygularımızı sakladığımız yerde” sözlerine kadar geniş bir gözlemsel yelpaze sunan grup, bunu çok sağlam adımlarla gerçekleştiriyor.

The Back Room, grubun haykırışını kelimesi kelimesine yansıtan bir albüm. “Biz şu an iyi insanlar değiliz. Bir yıl önce ayakkabı satarken iyiydik” diyebilecek kadar samimi olan grup yaratmış olduğu kaliteli müzik ile genel akıntıya karşı yüzmekte. Melodilerin zerre kadar dinamiğini kaybetmediği albüm, dinledikçe açılan, açıldıkça sarılan, sarıldıkça dostunuz olan bir çalışma. The Editors, zamanla yeni çalışmaları ile bu kulvarda daha başarılı olacaktır ancak şimdilik en kısa zamanda The Back Room albümüne sahip olup (maalesef Türkiye’de çıkmadı ve yakında zamanda bir mucize olmazsa çıkmayacak), grubun azimli sesi ve karanlık odasında sakladığı cevherlerle tanışmanızı tavsiye ederim.

Originally posted 2009-12-29 07:59:21. Republished by Blog Post Promoter

Paylaşalım...

Benzer karalamalar:

  1. Manic Street Preachers: Vaazı Hiç Sıkmayan Grup
  2. DeVotchka: Dinleyenlerin Ağzında Tad Bırakan Grup…
  3. Kasabian: En Sonunda

Photos on flickr

Tikabasamuzik Tumblr

    http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17200717431http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17109213760http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/17087773585http://tikabasamuzik.tumblr.com/post/16923390130

Better Tag Cloud